Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

72 tane "sokak sahnesi1" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"sokak sahnesi1" tagli diger ogeler resimler , videolar

affetsin uykularım beni!!

başladığım yeri aklıma koyup çıktım yola. kimi zaman uğuldayarak, kimi zaman sessiz sedasız ilerledim. bazen serinlik, bazen ayaz oldum. hoşnutluk ve hoşnutsuzluk taşıdım. çok şeyi sürükledim peşim sıra; kimini yerinden ettim, kiminin yerini buldum.. aklımda kalanlar mı?

olabildiğince sert estiğim viranelerin birinde olacak, bakışlarını karartmış 12-13 yaşlarında kir-pas içinde bir çocuga çarptım birgün. ürpermedi bile. sadece elindeki laylon torbadakileri şiddetle çekti içine. birkez daha çarptım, o da yeniden torbasındakileri çekti.tokat gibi indim yine, ama bu kez yüzüne ya da vücuduna degil, direk kalbine.. ve neler neler gördüm orda; anne baba dayakları, bıçaklar, feryatlar, figanlar.. bu kez üşümüştü. ama bende dayanamadım daha fazla gördüklerime.. hızla terkettim orayı..

yine sert sert esiyordum ki büyük bir kalabalık gördüm, bağrış-çağrışlar içinde.. üzerlerinden geçtim bir büyük tufan kopararak.. kimse aldırış etmedi bana. hepsi panikti , hepsi koşuşturmaca içindeydi. baktım ve anladım sonra neden hiçbirinin üşümediğini.. "aç" tılar.. üşüyemeyecek kadar "aç". ve yiyecek dağıtılıyor diyeydi bu izdiham..

yorulmuştum demin gördüklerimden hızımı azalttım biraz. ağır ağır eserken ıslak birşeylere çarptım. durdum baktım. bu kez 18-19 yaşlarında genç bir kızın gözyaşıydı çarptığım. çarpmamla daha da çok gözyaşı belirdi yanaklarında. elindeki kitaplarına sarıldı sıkıca.. ne derdi olurdu ki insanın bu yaşta?
- ne? aşk için mi?

daha fazla acıtmadım onun da yüreğini, orayı da terkettim. sonra sonra yine kalabalık biryerde buldum kendimi.. ağıtlar yükseliyordu yerden. çok kuvvetli estim, karalıydım üşütecektim. ama benden çok önce öyle bir yangın açmışlardı ki yüreklerine üşütmem imkansızdı. hepsi ağlıyordu. derken öteden bir tabut göründü omuzlarda.. üşütecek biri yoktu burada da.. yine gitmek düştü bana..

eserken eserken açıklarda bir teknede buldum kendimi. iki kişi bir yandan içiyor bir yandan da gülüyorlardı. keyifliydi başta izlemek onları.. ama sonradan onlar da kederlere daldılar. daha yaşlı olanının kızı gurbetteymiş, arayıp sormuyormuş kaç zamandır. diğerini ise işten çıkartmışlar, sövüyor patrondan hükümete kadar herkese.. bu insanları da üşütemezdim ki..

önce denizi dalgalandırdım sonra karaya vurup tozu dumanı birbirine kattım. canım sıkılmıştı gördüklerim karşısında.. vazgeçtim dolaşmaktan. başladığım yere, iki küçük cocugun oyunlarına döndüm..

"- ben doktor oluyum, sende hasta ol!
- yok hayır, ben öğretmen oluyum, sen de öğrenci!"

ah be küçüklerim, hayat öyle bir hastane, öyle bir okul ki.. inanın şimdi oynadığınız oyun; oynananlar içinde en tatlısı..

&&&

bir zamanlar oyunlar oynardık. adı önemli olmayan, bizi eğlendiren, mutlu eden oyunlar. yorulduğumuzda bir köşeye çekilir, kafayı yastığa koyup tasasızca uykulara dalardık. meğer ne tatlı uykularmış onlar. bugün tasasızca uyumak mümkün mü? bunu yapabilenler var mı gerçekten? cevabını bilmesemde, istemezdim zaten ben bu kadar şey olup biterken çocukluğumdaki tatlı uykularıma dalmayı.. affetsin uykularım beni!!

bir büyük yalan şehri..

bir labirent işte.. mitolojide bir yerlerde spiral konmuş adı, çeşitli danslarla, özel adımlarla evrenin merkezine iniyorsun, toprak anayla buluşuyorsun.. buda ya göre sessizlik sanatı, yüceleşiyorsun yapılması gerektiği gibi yaptıkça, göktanrıyla buluşuyorsun.. tasavvufa göre bir kalın hırka giymek,diriyken henüz ölmek,yaradana kavuşmak nihayetinde..

kime sorsan farklı anlatır onu.. bir labirent işte..aşığa sorsan sevgilisinin gözlerindedir.. sarhoşa sorsan bir şişenin dibindedir.. yorguna sorsan kafayı yastığa koyduğu yerdedir..mecnun leyla sında bulur, yunus mevlasında onu..herkes başka başka anlatır..

peki ya bana sorsan; didik didik ederim hayatı.. bir büyük yalan şehridir, gözlerimi açmamla başladı, kapamamla biter..

"Acı" ya dair..

 

çoğunun ki somut..

benimki biraz somut, biraz soyut. ama daha çok soyut. farkındayım ama bu birşeyi değiştirmiyor.
sokaklarım uçsuz bucaksız, kayboluyorum araken. köşe başlarında hep aynı siluet. yetişmek, uzanmak, yakalamak zor!

her pencere başka bir diyara açılıyor. kafamı uzatmamla, küçülüyor, ufalıyor, yok oluyor. dönüş kapıları ya kapalı, yada yok. her diyarda dökerek yürüyorum parçaları.. geri dönmek, uzanmak, toplamak zor!

birkaç ayışığı var gecede, nispeten tek yıldız. ilerledikçe aydınlanmıyor, aksine kararıyor. onu tutan direk kırılmış çoktan, gök üzerime çöküyor. parıltı yakın ama uzanacak takati kendimde aramak, bulmak, çıkartmak zor!

karşımda duruyor işte "somut" bir adım atsam titreyecek belki, ama bendeki "soyut" da sarsılacak. soluduğum hava buram buram korku yüklü. alnımda, göz kapaklarımda o bilindik sancı.. "soyut" acır mı? anlamak zor!

- acıtma canımı, git! nasılsa dayanamaz gelirim peşinden
..

artık elektrik lambalarını kapamak gerek!!

buramburamhurriyet_CA7QD41B bugün içimden bir şarkı söyleyeceğim. yüksek sesle, haykıra haykıra söyleyeceğim ama sadece içimdekiler duyacak söylediğimi.. öyle bir şarkı olacak ki bu; çığlığı içimde, yankısı dışarıda kalacak..

.....

göz yaşlarına sığınmayı bıraktığımda, akacak gözyaşım da kalmamıştı zaten. yıllarca "güçlendim artık" diye avunmam; güçsüzlüğün seslere vurulmuş halinden başka birşey değildi, aslında. yarış bildiğim ömrümü; bir kaplumbağanın sırtına yüklemiş oldugumu gördüğümde ise, vazgeçişi tattım ilk kez.. vazgeçiş; ağızda kalan  "tatsız" bir tattan başka birşey değildi. ve ben yeniden ağzımı tatlandırmayı düşünmedim hiç.. yeniden bir kaplumbağanın kabuğuna yüklemedim ömrümü. çekildim manasız yarıştan, vazgeçtim koşa koşa başladığım yere dönemekten..

vazgeçişimle beraber büyüdüm. yol katettim.. bir arpa boyu kadar uzadım, bir kanat çırpışı kadar yol aldım. boyumu da, aldığım yolu da az bellemedim hiç. hani başladığım yere dönemedim ya, hani bugünü dün, yarını bugün yapmadım ya; varsın bir arpa boyu kadar olsun, varsın bir kanat çırpışı kadar olsun.. ne fark ederdi ki? yarıştan çekilmiştim ben..

şimdi gördüğüm, duyduğum, dokunduğum, soluduğum, tattığım "gerçek" le; siyahla beyazla, savaşla barışla, hüzünle sevinçle, iyiyle kötüyle, varlıkla yoklukla, dünyamdaki "gerçekler" le büyüyorum ben.. varsın bir arpa boyu kadar olsun, varsın bir kanat çırpışı kadar olsun.. büyüyorum ben..

&&&

bazen uyuduğun hayallerden, gerçeklerle uyanmak gerekiyor. bazen ölüme hayır demek yetmiyor, yaşama evet demek gerekiyor. güneşin ışıgını görmek içinse, elektrik lambasının fişini çekmek gerekiyor..

ve artık güneşin ışığını görmek gerek

en büyük gösteri

 herşey tastamam, pusulalar,haritalar yanımda.. ama yollar karışık, varamıyorum sona..

hımm..

ne kadar da baska düşlerimiz..
ben avazım cıktğı kadar bağırırken aşka;o suskun, sade.. ben susarken, boyun eğerken hayata; o asiliklerde, baş kaldırmalarda düzene.. ben hayaline sarılıp uykulara dalarken; o geceye inat uyanık, ayakta.. ben her güne ilk onun adını anıp uyanırken; o düşünmeden tek kez uyuyakalmakta..ben yanımda olmasını, benle kalmasını düşlerken; o gitme hayallerinde..ben konusurken kendimle deli divane, isterken bu kadar,özlerken,küllenmek yerine körüklerken yüreğimi; o kaçışlarda..
ne kadar da baska düşlerimiz..
peki duyduğum bu istek niye? niye hala düşlerimde?
çok şey belki de istediğim, kendimi anlamamışken, bir başkasını, onu anlamak.. ama ne cok isterdim anlamayı, düşlerinde yer vermese de bana..
belki de zorlamamak gerek.giremezsin ki birinin düşlerine sadece sen istiyorsun diye. hem niye bu merak? sanene onun düşlerinden. sen mutlu olsana kurduğun hayallerle. bırak o ne düşlerse düşlesin.. kimse karışamaz ki senin hayallerine.. sarıl istediğin kadar, bagır, haykır seviyorum diye.. senden baska kimse duymaz, görmez nasılsa..kendi düşlerinle yetinmek gerek bazen.. sadece yapmayı bil!!

Nazım Usta'dan

kesik kesik sona doğru..

yavaçca dogruldum yerimden. hafif bir sendeleme.. sonrasında günaydın odam. kalktım, hiç bişeye başlamadan mutfaga gittim, çay koydum ocağa.çakmağı bulamadım, kibritle yaktım altını. sonra banyoya girdim, mutfaktan cıkıp. mümkün olduğunca yüzyüze gelmeden aynadaki le, yüzümü yıkadım. tekrar odanın yolunu tutarken, karar aldım birkez daha; bugün dolmak yok hatıralarla, atmış yılın hesabını yapmak yok.her gün gibi bugün de tutamıycaktım sözümü, ama olsun ben yine de alıyım karar..
- Allah Allah hiç farkında değilim, çıkarken kapatmış mıyım ben bu odanın kapısını?
ee.. unutkanlık da basladı artık, ne bekliyordun ki rukiye hanım.. olup olacagı bu işte.. yaslandın artık.
- hiç vazgecmedin su dagınıklıktan, ne bu odanın hali böyle? neyse dursun artık, bu günlük de idare edlim, carpıntım basladı yine, halim yok. biraz uzansam iyi olcak galiba..
.
.
.
-anne, gercekten bu hoca daha iyi, önce ki kandırmış bizi, hiçbişey ögretmemiş.. lütfen bu daha iyi ya gercekten..
.
.
- ya senin için bu kadar degerli ve özelse neden bana veriyorsun ki? yok, hayır alamam ben bunu..
.
.
- küçük, sevimli bir yerde olur.. hani böyle ıssız bi yer degil ama.. ufak bir kasaba belki.. kutu gibi bir ev.. ahşap.. yok yok ahşap olmasın.. hem evim hem atölyem olur. boyalarımı, resimlerimi yayarım dilediğim gibi.. az daha unutuyordum; çatısı çok önemli. en azından bir bölümü camdan olmalı.. gece yıldızları, gündüz bulutları, güneşi görmeliyim.elimde fırcam kar taneleri düşerken vurmalıyım tuvale..
.
.
.
- olur. gideriz, ben bi konuşuyum da bizimkilerle. çok güzel olur hem de. gerçi bütün kış beni gördün, tatilini de benle gecirmek iyi bir fikir mi sence?
.
.
-liseyi bitir tamam demiştiniz. simdi de böyle söylüyorsunuz. bıktım artık. baska hiç bişey beni heyecanlandırmıyo, baska hiç bişey istemiyorum..ve kendim vercem artık kararlarımı. tiyatrocu olcam ben!!
.
.
-koskoca sınıfta beş kişi gececekmiş zaten, ben olcak değilim ya onlardan biri, boşver..
.
.
- bitti ya.. inansam mı yoksa inanmasam mı buna? bitti okul, ne diyecekler artık ban "mühendis hanım" mı?
.
.
-ayrı eve cıkıcam!!
-hayır aklımı kacırmadım, pekala evelenmeden de aynı sehirde sizden ayrı yasayabilirim.
- banane milletin ne düşüneceginden..
-evde felan kalmadım ayrıca, var daha zamanı..
.
.
.
-okuldayken de verim hesaplıyorduk, fabrikada da.. fark ne? sıkıldım artık.. degişik bişiler olsun Allah'ım lütfen..
.
.
-neyse seni biraz üzdüm ama, bak işte istediğin oldu yine, evleniyorum.. ama benim de istediğim oldu.. istediğim insanla..
- ee.. anlamadım ki simdi ben, niye aglıyorsun ?
.
.
.
- lütfen cok istiyorum "sıla" olsun adı..
- tamam ozaman onu da ikinci isim olarak koyarız, olmazmı?
.
.
- sıla da kocaman kız oldu, dinlemiyo artık beni hiç. kime cekti bu kız bilmem ki?
.
.
- bunu kaldıracak gücüm yok. nede, benden önce? ama söz veriyorum gelicem, bugun yarın gelicem yanına
.
.
.
.
heyy ne bu gürültü, kim bu insanlar, ne işiniz var evimde? noluyor? sen kimsin ya, ne hakla odamı kurcalıyorsun?bu sedye niye? nereye götürüyorsunuz beni? bırakın diyorum size, bırakın.. ordaki hanım kim, neden aglıyor, ne bu feryatlar anlamadım ki?
nereye geldik, neresi burası? cok soguk, buz gibi.. heyy napıyorsun sen, neden örtüyorsun yüzümü? Allah'ım dogru mu duyorum ne diyor bu adamlar?
- gaz kacagı, 3 gün olmus, komsulardan biri farketmiş bu ögleden sonra..
- Allah rahmet eylesin!

&&&

hayat bir cok kareden oluşuyor bana göre.. her karede apayrı bir rol bizi bekliyor. karelerin hangi karelerle yan yana gelicegini hangimiz bilebiliriz ki? ordan oraya sürükleniyor, baska baska hayatlar yasıyoruz.
Chateaubriand'ın dediği gibi;
"insanın bir tek ve hep aynı yasamı yoktur. pespese eklenen bircok yasamı vardır ve cektiği acıların nedeni de budur"

yalan mı?

 

hayat sana yalan söyledim ben hep!!

fare-kedi-arslan boşver bunları.. sesine sahip çık!!



bir aslan miyav dedi
minik fare kükredi
fareden korktu kedi
kedi pır uçuverdi........


suç kedilerin, farelerin kükremesine neden izin veriyorlar? hem sonra bu aslanlara da neler oluyor canım, ne diye miyavlıyorlar? hiç onlara göre mi miyavlamak?

zaten kim kendi sesiyle konuşuyor ki bu dünyada? kim kendi işini yapıyor ki? ve ne kadar dogru yapıyor ki? oysa kendi cümlelerimizi kurmaya başlasak, kendi ağzımızı kullansak; fareler kükremeyi, kediler pırpırlanıp uçmayı bırakacaklar... ve dahası aslanlar miyavlamaktan kükremeye terfi edecekler.

ama kendi sesimiz dolar euro karşısında her gecen gün biraz daha deger kaybediyor ve bizler bunun seyircisi oluyoruz. birileri "hiç" hakları olmadıgı halde baska birilerini bombaların ortasına gönderiyor.  bu birileri "hiç" olduklarını unutup, "oy çogunluğu" ile karara varıyor..

söylenecek çok şey var aslında.. yada belki az şey.. ama susuyoruz. kendi sesimizi kaybetmeyi göze alıyor ve baska frekanslardan gelenlerle yetinmeyi tercih ediyoruz.

&&&

ben kediysem fareler korkmalı ve eger arslansam kediler titremeli.. yok eger insansam kendi sesim olmalı..
sen kediysen sen korkma, fareler korksun! ve eger arslansan bırak kediler korksun!  yok eger ne kediyim nede arslanım diyosan  o zaman kendi sesine sahip çıkmaya bak!!